Neden Yaşıyoruz ?

insanNeden yaşadığımızın çok felsefi bir konu olduğunun farkındayım. Bu konuyu tartışmaya zaman yetmez, yetmedi de zaten. Tarih boyunca felsefeciler bu soruya çeşitli açıklamalar getirmişler ama ortada “şunun için yaşıyoruz” diyebilecek net bir sonuç çıkmamış sanırım. Böylesine derin bir konuyu burada ele alamayız tabi ki. Bunu ne ben yazabilirim, ne de siz okursunuz. Zaten burası da felsefe bloğu değil. Ama eğer karavanda yaşamak bir hayat felsefesi ise ve  neden yaşadığımızın felsefi cevabını kestirebiliyorsak, karavanda yaşamanın da nasıl bir şey olabileceğini anlayabiliriz. Bu nedenle kısa ve öz bir giriş yapmak iyi olacak.

Her canlı doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Ne için? İçinde yaşadığımız dünya ve onun da dışında olan evren bu döngüyle dönüyor. Yıldızlar bile. Bunun yanında bir de şu var; hiç bir şey var’dan yok olmuyor. Bu konu da şimdi aklıma geldi. Bu konuyla ilgili de bir yazı yazmak gerekecek sanırım. Neyse, …

Her canlının doğada zincirin bir halkası olduğunu artık biliyoruz. Tavuklar ve kuşlar yok olursa, kenelerin ve başka haşerelerin çoğalacağı gibi… Bir bok böceğinin bile doğadaki rolü çok büyükken, insan bu zincirin neresinde. Delinen ozon tabakası, denizlere karışan kirli atıklar, tükenmeye yüz tutmuş canlı türleri, yasak avlanmalar, nükleer atıklar… Acaba insan bu zincirin hangi halkasını oluşturuyor? Daha doğrusu, insan bu zincirde bir halka mı? (Her varlık bu zincirin bir halkasıdır, sesli düşünüyorum).

Düşünüyorum, o halde varım! demiş Descartes. İnsan, ancak düşünebiliyor ise vardır. Çok doğru bir tespittir bu. (Descartes zaten Rasyonelizm’in (Akılcılık) de kurucusudur) Gitgide konunun sonucuna ulaşıyoruz. Düşünen insan var olduğuna göre, düşün-e-meyen insan da aslında yok hükmünde oluyor. Yani, eğer bir insan düşünüyorsa vardır, yoksa yoktur.

Şimdi gelelim zincirimize; olmayan şeyin zincirde de bir yeri olmuyor. Tabi düşün-e-meyen bir insan bir halka bile olamıyor. Dolayısıyla insanı, doğanın düzenindeki bu zincirde yer alan insanlar ve yer alamayan insanlar olarak ikiye ayrılabiliriz. Hakikatten de bugün doğa ve doğallık bozuluyor ise, bunu en çok düşünen insanlar dert ediyor. Düşünen insanlar çareler arıyor. Düşünen insan iyilik seviyor, yararlı olanı zararlıdan ayırt edebiliyor. Düşünenler doğruları daha çabuk kavrarken, düşümeyenler yanlışları bile doğru kabul edebiliyor. (Bu benim tespitim değil, dünyada insanlığa bakabilen herkes bunları görebiliyor). Yaratıcı insanı husumetten (alak: sevgi, ilgi, kan pıhtısı, husumet) yarattı. Acaba, bu zincirde halkanın bir parçası olanlarla olmayanlar, ahirette cennet ve cehennem ehli olarak mı yurt edinecekler ? Kim bilir!

İnsan kendini ve yaşamını ne derece anlayabilirse, yaşama amacının da o denli farkına varabilecek. Farkına vardıkça da daha mutlu olacak. Tabi bu farkındalık çok düşünmeyi de gerektiriyor. İnsan, yaşamanın amacını anlayarak, ona göre bir hayat tarzı çizmek isteyecek. Çünkü, ancak bu şekilde bir insan yaşamın anlamına ve tadına varabilir. Yoksa, adam varını yoğunu satıp, tüm lüks hayatı bir kenara itip, neden sade bir hayat sürmeyi hayal etsin ki? Bunun konumuzla da çok büyük bir ilgisi var.

Karavanda bir hayatı tercih edenlerin çoğunluğunun, düşünen insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. Düşünen insan değerlidir. Zincirde bir halkadır. Daha doğrusu o halkanın bir parçasıdır. Neden yaşıyoruz? Bu zincirin kopmadan devam etmesini sağlamak için. Sağlıcakla kalın…

Ahmet Önder

Reklamlar