Bennu YILDIRIMLAR

bennuyildirimlarBennu Yıldırımlar (D: 1968 ) Oyuncu

26 Eylül 2012 Tarihli haber yazısından alıntıdır.
“Umutsuz Ev Kadınları” dizisinde ‘Nermin’ rolünü canlandıran Bennu Yıldırımlar, yıllar önce aldığı Asos’taki yazlığını satışa çıkardı. Kendisi gibi oyuncu olan eşi Bülent Emin ile doğada yaşamayı çok sevdiklerini dile getiren oyuncu uzun zamandır yaz kış karavanda yaşadıklarını belirtti.
MİDİLLİ ADASI KARŞIMIZDA
İki yıl önce, Asos’a yakın bir köyde bulunan evlerinden biraz uzakta, deniz kenarına bir karavan koyduklarını ve karavanın çevresini de küçük bir bahçe haline getirdiklerini belirten oyuncu, karavan hayatını çok sevdiklerini kaydetti. Ünlü karı koca, karavanda yaşamaya başladıktan sonra da yazlıklarına ihtiyaçları olmadığını gördüklerini ve evi satışa çıkarıp karavanda yaşayacaklarını ifade etti. İstanbul Kuzguncuk’ta da bir evleri bulunan Yıldırımlar, “Asos’ta karşımızda kocaman bir Midilli Adası var. Öyle bir adanın karşımızda olması ve ona bakmak huzur veriyor” diye konuştu.
Kaynak:http://www.sacitaslan.com/bennu-yildirimlar-karavanda-yasamaya-karar-verdi-haberi-81327

Leman SAM

Leman Sam (Şarkıcı)

lemansam8 Nisan 2008 tarihli haber yazısından alıntıdır.
Leman Sam, yıllardır karavanda yaşayan kızı Şevval Sam’a özendi. İstanbul’u eskisi gibi sevmediğini söyleyen anne Sam, “Bir karavan alıp kaçacağım. Bir ay Toroslar’a çıkacağım, bir ay Doğu Anadolu’ya Munzur’a gideceğim. Yeri gelecek sınırı geçip İskeçe’ye, Selanik’e gideceğim” dedi. Ünlü sanatçının kızı Şevval Sam da evine hırsız girince karavanda yaşamaya başlamış ve “Karavan’ı Aşiyan’a park ediyorum. Sabah da ‘Aşiyan’da evim var’ deyip, karavanda çay demliyorum” demişti.

Karavanda Bir Hayatı Seçenler

Rafet Çetin (80)

18 Ağustos 2016 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
Ankara’da yaşayan 80 yaşındaki emekli şoför Rafet Çetin, 37 yıldır tatillerini karavanda geçiriyor. 26 yıl römork karavanıyla Türkiye’yi gezen Çetin, 11 senedir de yılın 6 ayı yaşamını karavanda sürdürüyor.Çetin, yıllarca taksicilik yaptığını belirterek 26 yıl boyunca tatillerde eşiyle römork karavanla Türkiye’nin tüm illerini gezdiğini anlattı. Emekli olduktan sonra 3 metre uzunluğunda içerisinde yatak, mutfak, oturma alanı bulunan bir karavan satın aldığını dile getiren Çetin, 11 senedir de yılın 6 ayını bu karavanda genelde Antalya’daki Konyaaltı sahilinde geçirdiğini söyledi. Çetin,  eşinin rahatsızlığı nedeniyle beraber seyahat edemediklerini, eşine kızının baktığını ve gözünün arkada kalmadığını belirterek karavanıyla bazen  Balıkesir Akçay ve Ayvalık taraflarına, bazen Isparta Eğirdir Gölü’ne gittiğini, bazen de Korkuteli’nde yaylaya çıktığını, bir süre kaldıktan sonra tekrar Antalya’ya geri döndüğünü ifade etti. “Karavanda yaşamak çok güzel bir şey, alışırsanız evde kalmazsınız” diyen Çetin, karavancılığın bambaşka bir şey olduğunu ve tamamen ağaç, yeşillik ve denizle iç içe olduğunu aktardı. Çetin, her gün sabah saat 06.30’da kalkarak denize girdiğini, duşunu aldıktan sonra karavanında kahvaltı yaptığını anlatarak “Eğer hava serinse yürüyüş yaparım, sıcaksa karavanda yatarım. Bazen emekliler kahvehanesine giderim bazen de karavanda arkadaşlarla sohbet ederiz” dedi. Sürekli sahilde olduğu için sıcaklıktan etkilenmediğini, karavanın kapısını açınca da denizden serin hava geldiğini dile getiren Çetin, 6 ay boyunca rahat bir tatil yaptığını vurguladı. Elektriğini karavanın üstündeki üç güneş panelinde elde ettiğini belirten Çetin, “Paneller, sürekli aküleri dolduruyor. Akülerden gelen elektrikle buzdolabı, su pompası, televizyon ve ışıklar çalışıyor” dedi.
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/37-yildir-karavanda-40199915

Hasan Mutlu (63) Emekli işçi-Şanlıurfa (Terkedilmiş bir köyde yaşıyor)

14 Şubat 2012 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
“2000 yılından beri Halfeti’de, büyük bölümü Birecik Barajı’nın suları altında kaldığı için boşaltılan Savaşan Köyü’nde, tek başıma yaşıyorum. Uzun yıllar şehirde, beton yığınlarının arasında kaldım. Çocuklarım büyüdükten sonra kendi hayatımı yaşamaya karar verdim. Toprakla uğraşmak bana huzur veriyor. Yaz aylarında kendi ektiğim sebzeleri yiyorum. Diğer ihtiyaçlarımı şehirden karşılıyorum. Şehir hayatında her gün yaşlandığımı hissederken, burada 10 yılda bir yaşlanıyorum. İnsanlar bir başıma sıkılıp sıkılmadığımı merak ediyor. Yapacak o kadar çok şey var ki; sıkılmaya zaman bulamıyorum. Köpeğimle ve köy boşaltıldıktan sonra sahipsiz kalan kedilerle ilgileniyorum. Burada, güneşin doğuşu da batışı da insana ayrı keyif veriyor. Beni alıp İstanbul’un en güzel yerine götürseniz yaşayamam.”
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-magazin-1501840/

Ekrem Örsoğlu (55) Emekli-Muğla (Karavanda yaşıyor)

14 Şubat 2012 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
“Karavanda yaşamaya 2007’de başladım. 2009 yazına kadar Foça-Antalya arasında kaldım. 2009’dan bu yana Akyaka’dayım. Doğa, deniz ve manzara muhteşem. Yasak dönemlerde balık avlayanlara, çevreyi kirletenlere, ağaç kesenlere müdahale ediyorum. Sonunda Orman Bölge Müdürlüğü burayı terk etmem için bana dava açtı. Çünkü onlara iş çıkarıyorum… 3621 sayılı yasa (kıyılardan yararlanmayı içeren kanun) çerçevesinde haklı olduğumu ve beni yerimden edemeyeceklerini düşünüyorum. Güneş paneliyle elektrik üretiyorum. Karavan, ihanet etmeyen bir sevgili gibi, birlikte hayatın tadını çıkarıyoruz.”
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-magazin-1501840/

Metin Türesin (53) Emekli Antrenör-Ankara (Karavanda yaşıyor)

14 Şubat 2012 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
“Eşimle 1980 yılında evlendik. Flört ettiğimiz günlerden beri karavanda yaşamayı hayal ediyorduk. Bütün hayatımızı buna göre planladık. Hayalimize bir an önce kavuşmak için tek çocuk yaptık. Emekli olduğumuzda, kızımız üniversiteyi kazandı ve geçen yıl işe girdi. Biz de zaman kaybetmeden kendimizi yollara vurduk. Son bir yılın tamamını karavanda geçirdik. Yerleşik düzendeki hayatımızda, işlerimiz nedeniyle şehir karmaşasının tam ortasındaydık. Kalabalıktan bıkmıştık. Yaz aylarında Antalya ve Çanakkale sahil hattındaki bölgelerde kalıyoruz. Kışın, Marmaris civarında konaklıyoruz. Karavanımızı, camından denize olta atabilecek yerlere park ediyoruz. Konakladığımız yerlerde birçok kişiyle tanışıyoruz. Bu sayede sayısız insan hikayesi biriktirdik.”
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-magazin-1501840/

Murat Karaduman (63)

10 Kasım 2016 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
Şehir hayatından bıktı, karavanda yaşamaya başladı. Bolu’da yaşayan ve şehir hayatından bıkan 63 yaşındaki Murat Karaduman, 28 yıldır yılın 9 ayını 10 metrekarelik karavanda geçiriyor. Yılda yaklaşık 20 bin kilometre yol kat eden Karaduman yazın Karadeniz, kışın güney sahillerini tercih ediyor, çamaşırlarını kendisi yıkayıp, yemeğini kendisi pişiriyor. 35 yaşında hafta sonu tatillerini çekme karavan içerisinde yapmaya karar veren 63 yaşındaki Murat Karaduman, karavan sevdasını hobiye dönüştürdü. Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) emekli Karaduman, 28 yıldır 7 metre uzunluğunda, içerisinde yatak, mutfak, oturma alanı bulunan karavanda hem tatil yapıyor hem de Türkye’yi dolaşıyor. Yılın 12 ayının 9 ayını karavan içerisinde geçiren Karaduman, ihtiyaçlarını ise çevrede bulunan pazar ve marketlerden karşılıyor. Çamaşırlarını kendisi yıkayan, yemeğini kendisi yapan Karaduman, bugüne kadar Türkiye’nin bir çok ilini gezerek karavan üzerinde yaklaşık 9 yılda 180 bin kilometre yol kat ettiğini kaydetti. “Doğayı bu şekilde daha çok seviyorum” 9 yıldır yılın 9 ayını karavanda geçirdiğini ifade eden Murat Karaduman, karavanda süren hayat yolculuğunu bir yaşam şekline dönüştürdüğünü söyledi. Karavanda tatil yapmayı sevdiğini kaydeden Karaduman, “Doğayı bu şekilde daha çok seviyorum. Evim de olmasına rağmen evime daha az gidiyorum. Bu daha güzel bir yaşam şekli oldu. Türkiye’nin şu anda bir çok yerinde kar ve soğuk etkili oluyor. Ama Antalya’da şu an öyle bir durum yok. Genelde kışları Antalya’da kalıyorum. Otellere göre daha avantajlı tatiller yapıyoruz. Bunun da zahmetleri var ama sevince katlanıyorsun. Otellere göre daha mutluyuz. Beton içerisinde değiliz” dedi.”Sabahları kalktığım zaman ilk olarak denize girerim”Karavan içerisinde doğa ile baş başa ve yıldızların altında olmanın mutluluk verici olduğunu kaydeden Karaduman, “İhtiyaçlarımı pazarlardan karşılıyorum. Haftalık olan pazarlara gidiyorum. Yöresel ürünleri tercih ederek doğal ürünler tüketmeye çalışıyorum. Temmuz ve Ağustos aylarında Karadeniz’i tercih ediyorum. O zamanlar Antalya çok sıcak ve nemli oluyor. Daha sonra Ege ve Akdeniz sahillerini geziyorum. Bizim için bu mevsimde en iyi yer Antalya’dır. Yılda 20 bin kilometre geziyorum. Bir çok yere gideriz. Orada kalma sürelerimiz sürekli değişir. Arkadaşlarım ile buluşurum. Sabahları kalktığım zaman ilk olarak denize girerim. Daha sonra spor yaparım. Sonra da gelir kahvaltımı yaparım. İstediğim zaman televizyonumu izlerim. İnternetime bağlanırım. Çamaşırımı kendim yıkarım. Karavan üzerinde tatil yapmayı severseniz, her şeyi başarırsınız” diye konuştu.
Kaynak:http://www.muhbirhaber.com/haber/sehir-hayatindan-bikti-karavandayasamaya-basladi-21585.html

Nesimi Kaplan (56)

12 Ocak 2014 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
Karavanda yaşamı, eşiyle ayrıldıktan sonra seçti. Emekliliğin keyfini karavanda çıkarıyor. Hayallerinin peşinden giden Antalyalı işçi emeklisi 56 yaşındaki Nesimi Kaplan, 900 TL maaşla 10 yıldır karavanda yaşamını sürdürüyor.Ömrünün büyük bölümünü çalışarak geçiren herkesin hayalidir emekli olmak… Dünya’da emekliler bir aylık maaşlarıyla ülke ülke gezebilirken bizdeki emeklilerin hayalleri de daha mütevazıdır. Kimi bir sahil kasabasında yaşam hayal eder, kimisi de Anadolu’da bir köyde bağ-bahçe ekmek… Antalyalı işçi emeklisi 56 yaşındaki Nesimi Kaplan, da hayalinin peşinden giden emeklilerden. 900 TL emekli maaşı alan Nesimi Kaplan 10 yıldır karavanda yaşamını sürdürüyor. İki çocuk babası Kaplan, 10 yıldır 10 metrekarelik bir karavanda yaşıyor. Karavanını dünyaca ünlü Konyaaltı sahiline parkeden Kaplan, zamanın büyük kısmını deniz kenarında geçiriyor. Yaz kış denize girip günde bir saat yüzen Kaplan, suyunu doğadan elektriğini ise güneşten karşılıyor. Pek çok kişinin emekliliğinde hayal ettiği fakat çok az kişinin cesaret edebildiği karavanda yaşamı, eşiyle ayrıldıktan sonra seçtiğini söylüyor. Kaplan, “Ankara’da kahvehane işletiyordum. 2004 yılında eşimle ayrıldık ve ceketimi alıp evi terk ettim. Eski bir minibüsüm vardı. Antalya’ya gelmeye karar verdim. Antalya’da yaklaşık bir yıl minibüsün içinde yaşadım. Bir daha geriye bakmadım. Daha sonra bir iki iş yaptım karavan aldım ve hayatım başladı. 10 metrekare bir şey, bolca spor yapıyorum. Her gün denize giriyorum. Penceremi açıp, denize karşı kahvaltımı yapıyorum. Dört dörtlük bir tatil ve yaşam sürüyorum” diye anlatıyor.Karavan hayatına herkesin imrenmesine rağmen zorlu bir hayat olduğunu anlatan Kaplan, “Aslında zor herkesin yapabileceği bir şey değil. Bu karavan benim evim oldu. Çok büyük değil ama bana fazlasıyla yetiyor. İçerisinde ihtiyaçlarımı karşılayabileceğim her şey var. Elektriğimi karavanın üzerindeki enerji panelleri vasıtasıyla güneşten elde ediyorum. Suyumu dolaştığım yerlerdeki kaynak sularından, dağlardan dolduruyorum” diyor. Karavan hayatının özgürlüğün, bağımsızlığın bir yansıması olduğunu belirten Kaplan, “Zamanla karavanda yaşamaya alıştım. Beni alıp bir daireye yerleştirseniz yaşayamam” diyor.

Zerrin Zafer Felsefe öğretmeni

Bodrum’da bir okulda felsefe öğretmenliği yapan Zerrin Zafer de karavanda yaşamayı seçenlerden. Karavanda yaşamanın daha az maliyetli olduğunu vurgulayan Zafer, “İnsanlar bunun farkında değiller. Geniş alanlara ihtiyaç olduklarını sanıyorlar ama küçük bir alanda da insan yemek yiyip uyuyabiliyor, çok güzel vakit geçirebiliyor. Genel olarak zamanımı dışarıda geçirdiğim için, bana çok zor gelmiyor” dedi. Her meslekten ve yaştan kişilerin karavanda yaşayabileceğini belirten Zafer, şunları söyledi: “Bodrum’daki otellere kıyasla bu tür yerler bulunabilir. Bu şekilde daha eğlenceli ve sosyal oluyor. Otelde bir odaya tıkılı kalıyorsunuz ve sadece otelin gösterdiği şekilde tatil yapıyorsunuz. Böyle daha özgür ve daha serbest yaşıyorsunuz.” İki ay önce ilçeye gelen ve karavanda yaşamayı tercih eden Jale Hatipoğlu da doğal bir ortamda olmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, “Burada papağan, tavuk, kedi ve köpeklerle rahat bir yaşam sürüyoruz. Boş zamanlarımı sanatla uğraşarak geçiriyorum. Türkiye’de karavan turizminin geliştirilmesi için insanların özgürlükçü bir ruha sahip olması lazım” diye konuştu. İnsanların doğayı sevmesi ve yeniliklere açık olması gerektiğini anlatan Hatipoğlu, şunları söyledi: “Kolay olduğu kadar zor yanları da var. Bence evde yaşamaktan çok daha keyifli. Bir kere her şey çok pratik ve her şey elinizin altında. Burada hakikaten güvendeyiz. Otellere göre çok daha cüzi rakamlarda yaşıyoruz. Apartman dairelerindeki aidat söz konusu olmuyor. Bahçıvan parası, havuz parası olmuyor. Bahçeyi ekip biçme imkanı var. Pazardan daha az alışveriş yapma imkanı var. Bundan 20 yıl sonra Türkiye’de karavan turizminin daha çok tanınacağını düşünüyorum.”

Melik Demirel’in yazısından: 14 Haziran 2015

Evim küçüktür, ama benimle her yere gelir. Kışın kolayca ısınır, yazın klimayla hemen serinler. Yatakta uzanırken pencereden vuran güneş, ve dalga sesleri beni dışarı çağırır. Yeni taşındığım her şehirde önce dolasıya gezerim. Sırt çantamı takıp kapıdan adımımı atar atmaz; merhaba Marmaris! Geçen hafta aynı ritüeli Bodrum’da da yapmıştım. Nakliye çok kolaydı. Sadece direksiyona oturup kontağı çevirdim. Sıkılınca Kaş’a da giderim. Bu hayallerin gerçekleşmesi karavanla mümkün… Hem de evinizdeki konfordan vazgeçmek zorunda kalmadan. En güzel manzara neredeyse karavanınızı oraya park edin ve tatilin tadını çıkarmaya başlayın.

Süleyman Toygartepe (55) Sanayici-İstanbul (Teknede yaşıyor)

14 Şubat 2012 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
“Yaşımı hiç göstermem çünkü deniz beni gençleştiriyor. 1995’e kadar deniz hasretimi balıkçı sandalıyla giderirdim. Sandal, zamanla böyle bir tekneye dönüştü 15 yıldır, yılın büyük bölümünde, 16 metre uzunluğundaki, 35 metrekarelik teknemde yaşıyorum. Eskiden sadece yaz aylarında burada kalıyordum. Son yıllarda kışları da teknede geçirmeye başladım. Normal biri evinde ne yapıyorsa, ben de onları yapıyorum. O iflah olmaz deniz aşıklarındanım. Bazen Florya’da demir atıyorum, bazen Sivriada’ya yanaşıyorum. Tüm kıyılar evim.”
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-magazin-1501840/

Fuat Kitapçı (44)  İşçi-Rize (Ağaç evde yaşıyor)

14 Şubat 2012 Tarihli bir yazıdan alıntıdır.
“Ağaç evimi yaptığım arazi babamdan miras. ‘Burayı nasıl değerlendirebilirim?’ diye düşünürken aklıma çocukluk hayalim olan ağaç ev yapma fikri geldi. Ağaç evimi, altı ayda, işten arta kalan zamanlarımda, kendi ellerimle yaptım. 10 bin TL’ye mal oldu. 32 metrekarelik ev, oturma odası, mutfak ve banyodan oluşuyor. Elektriğim, suyum, televizyonum ve sobam var. Üç yıldır burada yaşıyorum. Evi ilk yapmaya başladığımda, görenler benim için ‘Deli’ diyordu. Sabahları kuş sesleriyle uyanıyor, gözümü açar açmaz yemyeşil doğayı görüyorum. Bu da bana huzur veriyor.”
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-magazin-1501840/

Mark Boyle (32) Parasız Yaşayan Adam

3 oCAK 2014 Tarihinde yayınlanan bir haber yazısından alıntıdır.
Bir yıl boyunca, parasız, kredi kartsız, borç almadan yaşayabilir misiniz? Bunu Mark Boyle başardı. Mark Boyle, 32 yaşında bir İrlandalı. İrlanda’da dört sene işletme ve iktisat okudu. Para üzerine eğitim alsa da daha adaletli bir dünyaya inandığı için altı yıl İngiltere’de organik gıda firmalarında yöneticilik yaptı ve kendisine bir yat bile alabilecek kadar çok paralara kazandı. Organik yaşam konusuyla ilgilenmeye üniversitenin son döneminde Mahatma Gandhi’yle ilgili bir videodan sonra başladı. Hindistan halkının hayatını değiştiren Gandhi, onun da hayatını değiştirdi. Mücadelesine önce alışkanlıklarında ve yaşam tarzında bazı değişiklikler yaparak başladı. “Hayatta görmek istediğin değişim sen ol” onun mottosu halini aldı. Dünyadaki sorunlar, adaletsiz sistemler, doğanın talan edilmesi artık onun daha fazla dikkatini çekmeye başladı. Ve sonunda aslında bunların temelde ortak bir nedene bağlı “paraya bağlı” olduğuna inandı ve parayı hayatından çıkarmaya karar verdi. Mark Boyle, parasız yaşama başlamadan önce kendine ilkeler oluşturdu. İhtiyacı olan şeyi ya kendi imal edecekti ya da imalatçısını tanıması gerekiyordu. 6 aylık bir hazırlık sürecinin sonunda hala kendini tam olarak hazır hissetmiyordu. Kafasını karıştıran birçok şeye rağmen tek emin olduğu şey bu projeden vazgeçmeyecekti. İlk adımı bedava olarak artık kullanmadıkları eşyaları başka insanlarla paylaşanların kurduğu “Freecycle” internet siteleri aracılığıyla bir karavan bulmak oldu. Tamamen bedava bu ev moralini düzeltti ve haftanın üç günü çalışması karşılığı karavanının bir çiftliğin arazisine rahatça park edebildi.Hayatta kalabilmek için nelere ihtiyacı olduğununu bir listesini yaptı. Önce beslenme sorununu çözmesi gerekiyordu. Bunun için bazen doğayı kullandı , bazense kendi ektiği besinleri. Bu arada kendisi bir vejetaryen. Temizlik işlerini yakınındaki bir nehirde halletti, dişlerini mürekkep balığı kılçığı ve rezene tohumu ile temizledi. Ulaşım için bisikletini kullandı, yemeklerini ve ısınmasını odun sobasıyla halletti. Medya, deneyimlerini paylaşacağı blog’una büyük bir ilgi gösterdi. Bu arada bu bir yıl boyunca blog’una yazı yazmak için bir dizüstü bilgisayar ve sadece aranabilen bir mobil telefonu olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Bu iki elektrikli aleti şebekeye bağlanmadan geçireceği bir yıl boyunca, ya rüzgar enerjisi elde etmek için kurduğu değirmenine ya da bisikletiyle onlarca kilometre yol yaparak ziyaret ettiği bir arkadaşına başvuruyordu. Arkadaşları ve ailesi onu hep destekledi ama maalesef kız arkadaşı bu tür bir yaşamı benimsese de böyle bir deneyimi kaldıramayıp onu yarı yolda bıraktı. Onun düşüncesine göre insanlar artık hayatlarında gerçek ihtiyaçlarının ne olduğunun farkında olmadan gerekli gereksiz sürekli bir tüketim çılgınlığına bürünmüş durumdalar. Ve birçoğu bunu yaparken aslında satın aldığı ürünler için başkalarının nasıl bedeller ödemek zorunda kaldığının yeterince farkında değil. “Eğer kendi yiyeceğimizi yetiştirirsek, en ufak bir parçasını ziyan edemeyiz. Eğer kendi masa, sandalyemizi yaparsak, canımız sıkıldığında bir kenara fırlatıp atamayız. Eğer suyumuzu içebilmek için temizlemek zorunda kalırsak, içine başka pisliklerin karışmasına göz yumamayız.” Yukarıdaki argümanlar aslında eşyalara verilen değerin aslında harcanan emekle alakalı olduğunu düşündürmüyor mu? Çaba harcayarak elde ettiğimiz şeyler, kolay yoldan para vererek alınanlardan çok daha değerlidir. Mark kendisine birçok kişinin kendisine yakıştırdığı gibi, bir anti kapitalist olarak görmüyor. Aslında kendisine hiçbir şeye karşı olarak isimlendirilmekte istemiyor. O sadece sürdürülebilir bir hayatın mümkün olabileceğini dünyaya kanıtlamak istiyor. “Eğer bu tüketim çılgınlığı ve beraberinde getirdiği çevre tahribatı mutluluk getirseydi, o zaman bir nebze anlamlı olabilirdi. Ancak bütün bulgular bunun tersini gösteriyor. Yani daha fazla para daha fazla mutluluk getirmiyor.” Bu seçtiği yaşam biçimi Mark’ın hayatında çok da olumlu gelişmelere neden olmuş. Parasız yaşamı seçtiği o dönemde daha çok arkadaş edinmiş, daha az hasta olmuş, ve kendini asla olmadığı kadar formda hissetmiş. Ancak bu biçimde tek başına yaşamayı aslında herkese önermiyor. Mark Boyle, parasız geçen yılının ardından bir de kitap yazmış. Adı ’Meteliksiz‘ . Bu kitabı ile kendisiyle benzer hedefleri olan kişilere, düşüncelerini anlatmayı hedefliyor. Kişisel macerasının ötesinde enerjinin aşırı tüketimine, yerel ticaretin önemini yitirmesine, para nedeniyle insan ilişkilerinin geri planda kalmasına itiraz ediyor. Bu nedenle onun hareketi, felsefi yönüyle insanlık için başka türlü bir yaşam mümkün derken, kitabı da gündelik hayata dair detaylı açıklamalar içeriyor.
Kaynak: https://onedio.com/haber/parasiz-yasayan-adam-230044

Mat ve Danielle

13 Haziran 2015 Tarihinde yayınlanan bir haber yazısından alıntıdır.
Çokluğun yokluğundansa, azlığın değeri her zaman daha tatmin edicidir. Hayat denilenden karavanlarına binip kaçmış bir çift.Hayat, maddi rahatlık kazanıp, insanın tüm tutkularından vazgeçmesi mi; yoksa gerçekten yaşamak istediği ya da daha önce hiç hayal etmediği bir hayat uğruna risk almak mı? Bu sorular Mat ve Danielle’in işi bırakıp, evlerini satıp bir karavanın içine yerleşerek iki yıldır yollarda olmadan önce kendilerine sordukları sorulardı. Bu süreçte hayatın sahip olduklarınla değil, unutulmaz anılarla ilgili olduğuna kanaat getirdiler. Danielle internet sayfasında, ilişkinin başından beri basit yaşama hevesli olduklarını yazıyor. Fakat yıllarca toplumla sidik yarışı halinde ev satın almak, evin içini doldurmak için para peşinde koşmuşlar.“Zaman akarken, istediğimiz şeyin bizzat karşıtını yaparken bulduk kendimizi. Basitleştirmek yerine, bir ev alıp içini doldurmaya başladık; kendimizi “şey”lerle çevreliyorduk. Faturalarımız arttığı için daha iyi işlerde daha çok çalışmaya başladık ve gün boyunca yaptığımız tek şeydi çalışmak. Bu yüzden her akşam Netflix izliyorduk; zira başka bir şey yapamayacak kadar bitkin oluyorduk.” Dolayısıyla, bu stres dolu hayatı yaşayamayacaklarının farkına vardılar ve ekonomik küçülmeye gitmeye karar verdiler. Her şeyi satıp alternatif yaşam hakkında araştırmalar yapmaya koyulduktan sonra göçmen yaşama uygun olacak bir karavan aldılar. Şimdi ise şehir merkezinde ucuz bir ev kirası parasına seyahat ediyorlar ki bu da yaklaşık 3 bin lira ediyor. Biriktirdikleri parayla bir yılı yollarda geçirdikten sonra Ottawa’ya geri döndüler. Danielle, bu sırada nerede internet bulursa orada çalışabileceği bir iş buldu. Böylece birkaç güneş paneli ayarlayıp bir de kablosuz erişim alanı sağlayan bir telefon edindikten sonra artık, hem gezip hem çalışabiliyorlar. Karavan hayatı çoğu insana fazla göçebe gelse de, Danielle bazen bir yerde birkaç ay boyunca konakladıklarını söylüyor. Arta kalan zamanlarında da daha önce fırsat bulamadıkları arkadaş ziyaretleri yapıyorlar. Sonuçta eski hayatlarında devam etmiş olsalardı, şimdi gördükleri yerleri asla göremeyecek, tanıştıkları insanlarla ahbaplık yapamayacaklardı. Ne denir ki kutlamaktan başka? Artık daha fazla insan sistemden kaçış yolları arıyor; çözümü basitleşmekte buluyor. Çokluğun yokluğundansa, azlığın değeri her zaman daha tatmin edicidir. Hepimize alternatif çıkış yolları diliyorum!
Kaynak:https://gaiadergi.com/hayat-denilenden-karavanlarina-binip-kacmis-bir-cift/

Ellie (14)

26 Ağustos 2016 Tarihinde yayınlanan bir haber yazısından alıntıdır.
14 yaşındaki Ellie, Massachusetts’in Williamstown kasabasında yaşıyor. Ellie yaz tatilini arkadaşları gibi TV başında veya koltukta oturarak geçirmedi.Doğum gününde kendisine verilen paralarla 1974 model bir karavan aldı. Biraz araştırma yaptıktan sonra bu eski karavanı hayalindeki evine dönüştürmeyi başardı. Karavanın içinin dekore edilmesi zaman aldı. İçindeki eşyalara 1974’ten beridir dokunulmamıştı ve iyi bir bakıma ihtiyacı vardı. Ellie yerleri kazıyarak işe başladı. Babası ve erkek kardeşi becerikli olduğundan Ellie’ye karavanını dekore etmesi için yardım ettiler. Karavanın zeminini kazıdıktan onra sıra içini dekore etmeye gelmişti. Ellie’nin karavanda yapmak istediği ilk değişiklik karavanın iç rengi oldu. Kız, ferah bir renk istediğinden tercihini mavinin bir tonu olan ‘mistik deniz’ yönünde yaptı. Sıra duvarları boyamaya gelmişti. Ellie, şeftalimsi ve deniz mavisi renklerini seçti. Daha sonra karavanın döşemelerine el attı. 70’lerden kalma döşemeler modern görünümlü ahşap döşemelerle değiştirildi. Sırada karavanın içindeki ince işler vardı. Ellie’nin anneannesi karavan için perde, havlu ve yastık örtüsü yapımında kıza yardım etti. Sadece yaz tatili süresince küçük kız eski karavanı görkemli ve sıcacık bir eve dönüştürmeyi başardı. Öncesi ve sonrası fotoğraflarına baktığımda yapılan değişikliğin farkına daha iyi vardım. 14 yaşında bir kızın bu kadar yaratıcı olması gerçekten şaşırtıcı!

Daniel NDaniel Norris (22)

Amerikan Beyzbol Ligi (MLB) ekibi Toronto Blue Jays’te forma giyen, yılda 2.5 milyon dolar kazanan ve geçmişte tiroid kanserini yenen beyzbol oyuncusu Daniel Norris. 22 yaşındaki Daniel, milyon dolarlık servetine karşın hayatını 1978 model Volkswagen bir minibüste geçiriyor, ormanla iç içe yaşıyor, kendi odununu kesiyor.

Şehir ve İnsan

Şehir ve İnsan

İlk insanın mağara ve ağaç kovuklarında yaşadığını biliyoruz. İnsan fizyolojisi zaten başka bir yaşam şekline uygun değil. Barınma, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biridir. Mağara ve ağaç kovuklarında yaşayan insan, karnını doyurabiliyor ve güvenliğini de sağlayabiliyorsa, yaşamak için aslında her şey tamam demektir. İnsan, karmaşık duyguların da bir sentezidir. Bu duygular ile kendine çeşitli ihtiyaçlar üretebilir ve mutluluk denilen duygunun gereklerinin peşine düşer. Ait olma, güçlü olma, hükmetme, sevme, sevilme duyguları ve hatta yapısındaki husumet ile tatmin olabileceği kötü düşünceleri sergileme gibi pek çok davranış biçimleri ortaya çıkar. Bugün gelinen noktada insanın yaşam biçimi, bu sürecin yüz binlerce senelik oluşumunun bir sonucudur. Yönetenler ve yönetilenler ile birlikte; barış, yardımlaşma, sevgi, dayanışma, jestler ve bunlara benzer bir çok olgunun yanında; savaş, göz yaşı, kan, nefret ve düşmanlık gibi bir çok olgu da kaçınılmazdır. Bütün bunların temelinde, insanın yaratılış gerçeği yatar.

İlk insandan bugüne gelindiğinde, hemen her alanda adına gelişmişlik denilen pek çok unsur bulunmaktadır. Çok katlı binalar ve buna bağlı yaşam biçimleri, gelişmiş araç gereçler, bilim ve teknoloji … Bunlarla birlikte, çeşitli siyaset anlayışları, yönetim biçimleri, ekonomi, arz ve talep ilişkileri … Bugün en güncel haliyle dünya nüfusu 7 Milyar 440 Milyon. Resmen tanınan ve Birleşmiş Milletlere üye olan ülke sayısı 193, uluslararası olarak bilinen ülke sayısı ise 500’dür. Bu ülkeler içinde refah seviyesi çok yüksek ülkelerle birlikte, refahtan bile söz edilemeyen can güvenliği bile sağlanamamış ülkeler bulunmaktadır. Zengin kaynaklar, yok olmaya yüz tutmuş canlı türleri, bozulan ekosistem ve yıpranan doğa, sömürü, sıcak ve soğuk savaşlar, terör, açlık, para …

İnsan tekâmül (olgunlaşma) sürecinde her türlü gelişmeyi gösterecek şekilde yaşar ve evrimleşir. Fakat insanı bugün yaşanan kaos içine sürükleyen şey nedir? Bu sorunun cevabı konumuz dışına taştığı için, konuyu burada sizin yorumlarınıza bırakmak en iyisi. Biz gelelim, şehir hayatı ve onun getirdiklerine. Aslında, günümüz büyük şehirlerde yaşayan herkesin bu konuda uzman olduğu kesin. Bu konuda çok da fazlaca söylenecek bir söz olduğunu sanmıyorum. Stres, yorgunluk, hastalıklar, mutsuzluk gibi şeyler zaten olmazsa olmazlardan. Bunlara ne eklerseniz ekleyin, kişilere ve toplumlara göre belki ufak tefek farklılıklar olabilir ama genel itibarıyla bakıldığında söylenecekler pek de iç açıcı değil.

Tüm bu şartlar altında bir insanın beden ve ruh bütünlüğünü koruyarak, sağlıklı bir şekilde yaşama isteği, onu bir takım arayışlara itiyor. Yaşanan kalabalık modern toplumlarda, alternatif yaşam alanları konuşuluyor. Yaşam biçimi toplumdan topluma, kültürden kültüre değişse de, değişmeyen tek şey insanın doğası. Hani demiştik ya, insan mağaralarda ve ağaç kovuklarında barınarak hayatta kalmayı başarmıştır; insan ne zaman doğa ile kucaklaşırsa, bir çok sorunlar da kendiliğinden sona erecektir. Her şey, insan ve doğa ilişkisindeki duruma bağlı. İnsan, egolarıyla ve arzularıyla doyumsuz bir varlık olarak yaşadığı sürece, bu gün yaşanan pek çok sorunun artarak devam edeceği kuşkusuzdur. Modernizm olarak da tabir edilen şehir yaşamı, insan doğasına uymuyor. Müstakil bir yaşam alanına uygun olan insan, çok katlı beton binalarda adeta köreliyor, verimliliği düşüyor ve hastalanıyor.

Sözün özüne gelirsek; küçük bir çocuğun evde kendi kendine oynarken yastık ve kilimlerden kendine ev yaptığını çok kez gözlemledim. İnsan doğasında barınmak en temel ihtiyaç fakat beton duvarlar bu ihtiyaca cevap vermiyor. Sadece doğal koşullardan bizi koruyor. Bu beton katlarda belki ıslanmıyoruz, üzerimize kar yağmıyor, fırtına da etkilemiyor; ama ruhumuz ıslanıyor, donuyor, savruluyor. Dedik ya, insan doğası ruh ve bedeniyle bir bütün. Bedeni korumakla iş bitmiyor. İnsan ayağı yalın ayak toprağa basmalı, kuş sesleri dinlerken rüzgarın uğultusunu işitmeli, elleri çalı çırpı toplamalı, yiyeceğini ateş üstünde pişirip temiz havada uyumalı. Bilim ve teknoloji, bu değerler üzerine oturmalı.

 Ahmet Önder

İlk blog yazım

İlk blog yazım

Tarih 20 Aralık 2016 ve ben şu anda ilk blog yazımı yazıyorum. Doğa ile baş başa bir yaşamın hayali ile. Ne zaman olur bilmiyorum fakat bir an önce tabiat ananın vicdanlı kucağına kendimi atmak istiyorum. Tabiat ana, karavan ve ben. Sevdiklerim de olsa yanımda ama hayat bu. Maalesef herkes yaşam düzenini bir kenara itip istediklerini yapamıyor. Sağlık, endişe, geçim derdi, dünya görüşü gibi şeyler bağlıyor insanları. Karavan dediğim de öyle lüks bir şey değil. Tüm yaşamsal ihtiyaçlarımı giderebileceğim bir tekerli barınak. Şimdiye kadar karavanda yaşayanların anılarını okuduğumda ben de iç geçirdim. Gerçek şu ki, bir karavan görüp de imrenmeyen birine daha rastlamadım. Bu “doğayla baş başa” duygusu insanda bir kere yer etti mi, gelişen! şehir hayatı insanların bu doğayla baş başa kalmak düşüncesini daha da körüklüyor. İşte bu duygularla artık ben de bir şeyler yapmalıydım. İcraata geçemesem de yazmalıydım ve işte yazıyorum. Kim bilir, belki de zamanın birinde bu yazılarımı, sıcacık karavanımdaki küçük masa lambasının altında, çayımı yudumlayarak okuyor olacağım. Neyse, … Bu benim ilk blog yazım oldu. Bu kadar yeter, değil mi? Önemli olan tarihe bir not düşmek 🙂

Kendimi daha şimdiden çok mutlu ve huzurlu hissediyorum…

Ahmet Önder